Günlerden cumartesi ve ben ilk defa beş buçuk yaşındaki oğlumu sinemaya götürüyorum. Karanlık, renkli ve havalı ışıkların olduğu, bitet gişesinde ve büfesinde uzun kuyruklarının olduğu, çok salonlu bir alış veriş merkezi sineması buras ve ben ve oğlum heyecanlıyız. Oğlum iki filmden birini seçiyor ve tam 40 TL ödeme yapıp, 3D gözlüklerimizi alıp giriyoruz sinemaya. Filmin saatini belkedikten sonra giriyoruz salona. Boş tek bir koltuk bile yok salonda. Dışarıda bazı çocuklar, gişeden bilet alamadıkları için ağlıyorlar. Aileler üzgün, keşke daha erken davranıp alabilseydik biletleri gibi şeyler söylüyorlar. Koca şehirde çocuklar için yapılabileceklerin sınırlı olmasına söyleniyorum içimden. Bir sinemaya gitmek için saatlerce trafikte sıkışıp kalmak, sonra iki kişi yemek için en az 40, film için 40 lira harcamak gerekiyor bu şehirde. Eve dönüşünüz de muhteşem oluyor trafikte, çocuğunuz haklı olarak sabırsızlanıyor, tuvaleti geliyor vs. Neyse filme döneyim:
Ama filmi göremiyoruz uzunca bir süre. Reklam bombardımanına tutuluyoruz. kırk lira filme bayıldığımız yetmiyor gibi, zorunlu reklam izliyoruz. Çocuklar bağrışıyor; bundan istiyorum vs diye. Okul reklamlarından, araba reklamlarına, çikolatadan banka reklamlarına. Reklamın birinde bankanın verdiği krediyle yapılacak nefis tatiller anlatılıyor. Reklamın sonunda TC kimlik numaranı yolla tatile git falan diyor. Oğlum kulağıma fısıldıyor "Anne, senin TC kimlik numaran var mı? " Var diyorum, bu ülkede yaşayan herkesin var. "YAŞASINNN!" diye bağırıyor, salon inliyor.
Bir yanımızda iki çocuklu bir aile var. Anne iki kova patlamış mısır ve kutu kola getirip çocuklarına veriyor. Çocuğun birisi arada mısırları havaya fırlatıyor. Diğeri ağzında çiğnediği mısırları havaya tükürüyor. Öbür yanımızdaki çocukta fanta ve mısır var. Çocuklar en fazla sekiz yaşında. Bu çocuklara ne yapılıyor?
Oğlum 3D gözlüğünü takacağı anı sabırsızlıkla bekliyor, sonunda gözlükleri takın deniyor. Neyse, film sonunda başlıyor, filme dönebiliriz:
Film şahane; bütün ABD yapımı animasyon filmleri gibi insanı çok etkileyen görsel bir şölenin içine düşüveriyorsunuz. Gerçek dünya oldukça yavan kalıyor bu şöleni izleken. Filmde elbet bir süper ama süper kahraman var. Kahraman bir hata yapıyor ama o bir süper kahraman!, "dostlarının" ufak bir kaktırmasıyla dünyayı kurtarıyor falan filan. Her filmde olduğu gibi standart bir kötü var; hem de çok kötü!. Şimşek mc queen, turbo, örümcek adam vs hikayeleri ( oğlum bunları izlediğinden örneklerim bunlarla sınırlı) hikayenin çatısı aynı. Müthiş heyecanlı, görseli insanı delirten cinsten, süper-süüüüper.
Bir çocuk bu gibi filmleri izlediğinde ne hisseder?
Gerçek dünya yavanlaşır, SÜPER kahraman olmaya öykünür. Sonra? olamaz elbet. Bu rengarenk, etkileyici filmleri izleyen çocuk, başka filmlerden zevk alırmı? kendi düşlerine geri dönebilir mi?
Neyse bu düşünceler eşliğinde sinemadan en arka sırada olduğumuz için en son çıkıyoruz. Terkedilmiş salon korkunç görünüyor; yerlerde mısır, mısır kovası, kola kutuları, bisküvi-çikolata kağıtları vs.
Bunca ebeveyn bu sinema salonunda çocuklarımıza ne yapıyoruz?