20 Ocak 2015 Salı

başarısızlığımın hikayesi

Hayatta en tiskindiğim şey "başarı hikayeleri" yemin ediyorum. Biri bişey yapıyor ( misal konser veriyor, kitap yazıyor, üfürükten bi merkez açıyor falan filan) hemen bi jan-janlı özgeçmiş:
en süper liseden mezun oldu, en süper üniversiteye gitti, en süper yüksek lisansı yaptı, sonra bak okadar çok çok süper bi insan ki, ahan da bu kitabı yazdı, filim çekti, jazzz sanatı icracısı oldu vesaire vesaire.  İçim bunalıyor başarı hikayelerinden yemin ediyorum.

4 Ocak 2015 Pazar

yağ satarım-bal satarım hayat tüket diyor ben satarım!

Kadıköy'e işim düştü. Dolanırken önce greenpeace'ci sonra uniceff'ci sonra da  WWF'ci gençlerin markajına alındım. Eskiden nezaket gereği dinlerdim ama dinleyecek durumda değilim*.
Nazik bir günüm de de olmadığım için tepki bile vermeden yürüyüp gittim yanlarından. Sonra daha başka bir sokakta  greenpeace'ci bi genç yanaştı. Sesini inceltip gülümsedi "atfedersiniz canım çok sıkkın, biraz bana vakit ayırabilir misiniz" dedi.  çocuk dünyanın öte tarafında yaşadığı için  15 senedir göremediğim, çok  sevdiğim bi arkadaşıma benziyordu. Boynuna sarılmak istedim ama tepkisizce uzaklaştım çocuğun yanından. Sonra sokaklarda ağlamaya başladım.

Eve gitmek için otobüse bindim. Eve yakın durakta indim. Yolumun üzerinde migros var. Migrosun önünde sarışın, orta yaşını geçmiş, zayıf, makyajlı, iyi Türkçe ile konuşan bi kadın, engelliler için olduğunu söylediği  dergileri satar.  Ben de bu konuda da  müzmin keskin fikirleri olan biri olarak kadının eylemine gıcık olurum. Engellilerin görünür olması için daha başka işlere harcasa-k kıymetli vaktini, vaktimizi? falan diye iç geçirerek, kadına yaklaşmamak gayreti içinde  yürümeye devam ettim.

Eve iyice yaklaşmıştım ki, yan apartmanda oturan bi komşuyu gördüm. Benim veletten bi yaş küçük velediyle yürüyordu. Konuşmaya başladık. Komşum bana tupperware'in ne mucize bişey olduğunu on senedir kullandığını anlattı. tupperware  satmaya başlamış. Ayrılırken tamam bi ara bakarım falan dedim ama eve varana kadar iyice sinirim bozuldu.  Herkes bi şeyler satmaya çalışıyor. Manevi ne kalmışsa içi bomboş edilip al bunu tüket deniliyor. İnsanlar da ne yapsın? Düzen bu,  aç mı kalsınlar? Elbet satmaya ve karınlarını doyurmaya mecburlar, mecburuz? İyi de bu saçmalığa  daha ne kadar dayanılacak!



*Maddi manevi destek de vermişliğim vardır. Amma ve lakin bu yapılara ilişkin keskin ve can sıkıcı fikirlerim var. Ama durup da bu örgütlerle uğraşmak da müzmin ve yobaz muhalefete dahil olmak olur. Ayrıca beğenmiyorsan,  daha iyisini yeşertmeye çalış demi? Ama yeşil sadece paranın rengi olmamalı!