31 Mart 2014 Pazartesi

Seçim

Dün seçim oldu üç-kağıdın, kanın, gözyaşının kol gezdiği memleketimde. Sarı renginden hiç bunca rahatsızlık duymamış, nedeni çok korkular yaşamamıştım.  Korkuyorum ben bu memleketten; biliyorum ki benim ve sevdiklerimin kolayca yok edilme ihtimali var. Örümcek ağının içindeyim ve  üstüme yapışan ağlardan kurtulmaya çalışıyor gibiyim. Debelendikçe daha da sarıyor etrafımı ağ. Durup, ne yapılması gerektiğine kafa yormayıp debelenmeye devam edersem,  örümcek gelip beni sindirecek.


Oğlum bebekken düştüğünde dedesi "sen benim torunumu niye düşürdün" diyerek yere vururdu. Oğlum ağlamayı keser ve keyifle yeri vurmaya/dövmeye başlardı. Bu yapılan iyi niyetli hareket, çocuğun bilinç altına yerleşip, sonraki hayatında tüm yanlışların nedenlerini dışsallaştırmasına sebep olduğunu öğrendiğim. Bi daha yapmadık.
Hayatındaki olumsuzlukları kendi dışında arayan insan, başı her derde düştüğünde sorumlu-günah keçisi arar, gerçeklikten kopar. Bu nedenle olumsuzlukları olumluya çevirebilecek yöntemler geliştiremez.
Seçimlerin sonucunda memleketin sapsarı boyanmasının nedenlerinin farkına varıp bunlar üzerine ciddi kafalar yorulmazsa daracık alanlara sıkıştırılıp nefes alamaz hale geleceğiz.
Yoksa günah keçileri hep aynı.

Ben de düşünce yere vuran birisi olarak bu günah keçilerine sığınmıyor değilim. Ama bi işe yaramıyo.

17 Mart 2014 Pazartesi

Memleket

Yol-su-elektrik olsun diye ödediğimiz vergilerimizle 20 yılda 350 den fazla çocuk öldürdü devletimiz. Ödediğimiz vergiler parçaladı çocuk bedenleri. Başkasının çocuğu katledilmişse eğer, tüm çocukların katledilme olasılığı var. Çocuğumun neşeli haline tanık olup, nasıl  tuhaf duygular zihnimde dolaşıyor anlatamam:

Biriciğimin büyüdüğüne tanıklık etmek, kokusunu, sesini...hissetmenin verdiği mutluluk tarifsiz bi duygu. Öte yanda O'nu kaybedebilme olasılığının sürekli yanımızda dolaşması...
Çocuğu öldürülmüş insanların acılarını tahayyül ederken dahi delirme derecesine geliyorum. Evladını toprağa gömüp devletin zulmüyle başetmeye çalışan insanlar varken,  mutluluğu yaşamaya utanıyorum. Başkasının acı çektiği bir dünyada, mutluluk doyasıya yaşanabilir mi?

Herkesin kolayca "öteki"leştirildiği bu memlekette insan çok umutsuzluğa kapılıyorum. Ama umut işte, sürekli yeşeriyor. Bugünlerde umut,  Berkin- Muratcan ve Tunceli'de gazdan ölen polisin babalarının sözlerinden fışkırıyor.