18 Ekim 2015 Pazar

çok ağır

Çok ağır geliyor bana artık hayat.
Bombalar patlıyor ve koca toplumun yarısından fazlası ya umursamıyor ya da bombacıya alkış tutuyor. Yas tutmana bile izin vermiyor toplum. Artık devlet denen şeyin gaddarlığından değil, bu  amip bile olamayacak zihne sahip toplumun garabeti, saçmalığı, deccalliği usandırıyor.

İyi niyetli bir şekilde, bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışan, elini taşın altına koyan insanların, kafasına kurşun sıkılıp öldürülen 12 yaşındaki çocuğun yaralı  anasının  ağıtını kameraya çekip etrafa bakın bunlar terörist değil diye anlatmaya çalışması delirtiyor beni. Hayatı  felç edilen  insanların  biz terörist değiliz, ölen çocuklar var, kuşlar var, hayvanlar var onlarda mı terörist demek zorunda olmaları delirtiyor beni.  Etrafımdaki insansıların umursamazlığı, ya da bunlar sırf pökoookaa propogandası demeleri delirtiyor beni.

Suriyeyi kana bulayanların, ülkelerinden kaçmak zorunda olan mülteciler üzerinden döndürdükleri iğrenç hesaplar delirtiyor beni;  Merkelle Davutoğlunun el sıkışmasını izlemeye dayanamıyorum artık.  Bu ülkedeki vicdansız guruhun (ki pek çok, ama çoklar ) mültecilere yaptıkları ve yapmak istedikleri delirtiyor beni.

Artık dayanamıyorum. Otobüste üviversite sınavına falan hazırlanan çocuk  görünce ağlamak istiyorum, ne olacak evladım okusan ne - okumasan ne bu ülkede, boşveeerr demek, boyunlarına sarılıp ağlamak istiyorum ama yapamıyorum.

Toplumların bilinçdışısı var diyorlar, doğru var. Bu toplumun bebekliğimden beri beni sıkıştırmasından, zihnimi felç etmesinden bıktım. LAkin kendi kendimi asla aşamıyorum. Kendimi bile deviremiyorum. Bu ülkenin bana yaptıklarını üstümden atamıyorum.

Birtek uzayı, evrenin kavrayamadığım derinliği rahatlatıyor beni. Gök yüzüne bakmak istiyorum, lakin bu pisletilmiş  şehirde gökyüzü de lağım gibi, bir yıldız bile göremiyorum. Google'a milkway yazıyorum, gelen resimlere bakıp biraz rahatlıyorum.

8 Ekim 2015 Perşembe

Hayvan sever.

Hayvan sever misiniz? Bu soruya verecek bir cevabım yok.

Tadını sevdiğim hayvanları seviyorum.
İnsana yalnızlığı unutturan hayvanları seviyorum.
Evcil hayvanları seviyorum.
Beslendiğinde müteşekkir olan hayvanları seviyorum.
Yaşamı seviyorum bu nedenle dünyanın tüm canlılığını seviyorum.

Falan gibi cevaplar geldi ilkin aklıma. Etrafımda çokca hayvan sever insan var. Bir kısmının hayvan sevgisi fetişleşmiş durumda. İnsanları sevemedikleri (beni ve kendilerinide sevemedikleri) için öyle seviyorlar ki hayvanları. Evde, yolda, sokakta gördüğü kedi ve köpekleri besleyip durmak bilmez bir şekilde sevişkenleniyorlar onlarla . Gerçekten çok seviyorlar. Ama insanları sevmiyorlar. Onları çok iyi anlayabiliyorum, insan sevmemelerini yani. İnsan! çok ızdırap dolu bir canlı. İnsanda yanlış bir şeyler var sanki.

Evimi gene karınca bastı. Öldürmeye başladım tek tek onları. İlaçlama yapmak istemiyorum. Nedeni evdeki ahaliye  kimyasal dayamak istemiyorum. Özellikle de çocuğuma. Utanıyorum kendimden karıncaları öldürürken. Bu hakkı kendimde görmemden. Balkondaki tohumları yemeye gelen kuşları sapanım olsa vurur muyum? Galiba evet. Bu da utanç verici. Bu hakkı kendimde nasıl görüyorum?

Aklıma bir tanıdığım geliyor. Kimseyi istemiyor hayatında,  yaslanacağı köpeğinden başka. Mecburi temasının dışında pek bir paylaşımda bulunmuyor kendi soyuyla. Köpeğine benim oğluma baktığından daha titiz bir gözle bakıyor. O da böceklerden nefret ediyor. Senede iki kez evini kimyasala boğuyor. Böceklere, karıncalara tahammülü yok. O sadece köpeğini ve tüm köpekleri seviyor.

Bir tanışım sosyal medyada sürekli hayvan haklarıyla ilgili yazılar paylaşıyor. Her tür hayvanın hakkıyla ilgileniyor, böcekler dışında. Her hayvan katliam haberini paylaşıyor, katiller diye haykırıyor. İnsanların boktan savaşlarda falan ölmesini umursamıyor. Çocuk da yapmıyor zaten. İnsan kısmısını sevmiyor. Bu güne kadar etrafta olan her hayvan katliamını  ondan öğrendim, Uludere-Roboski'de ölen katırlar dışında. Onlarla ilgilenmedi hiç, etrafımdaki diğer hayvanseverler gibi.

Bir tanışım kedileri çok seviyor. Öyle çok seviyor ki delirmek üzere gibi görünüyor. Bir kere parka gittik. Kendisi gibi kedi severlerin etrafı kaplarla doldurduğu bir parktı. Kaplara su ve mama koydu. Bir kedi yavrulamıştı. Gitti yavruları sevdi. Anne kediye emzir diye ısrar etti. Anne kedi kaçtı. Ufakken annem söylemişti, insanlar yavru kedilere dokunursa annesi onlara bakmazmış. Tanışım ya kendini kedi sanıyor ya da anne kedi yerine geçip yavruları emzirmek istiyor diye düşündüm.

Mahallemizde çok kedi ve köpek  sever var. Bir de onların pis ve zararlı olduğunu düşünen ve onları öldürmek isteyenler. Böcekleri ise herkes öldürmek istiyor.

Benim aklım çok hem çok bulanık, hem çok berrak bu konuda da. Hayvan sevgisinin de öğretilmiş saçma bir duygu olduğunu düşünüyorum. Herşey çok saçma geliyor bazen, zihin, bilinç, ahlak falan filan. Gerçek ve saçma olmayan birşeyler arıyorum: Evrenin kendisi saçma değil. Tarifsiz evren içinde varlığı  ihmal edilebilir olan dünyadaki şu yaşam da saçma gelmiyor. Bu çekişme hali de saçma durmuyor o zaman. Ve saçma varoluşum da basitleşip dinginleşiyor. Aslında böcekleri ne çok sevdiğimi farkediyorum. Bir kavanoz balın kapağını açıp mutfaktaki karıncalara ikram ediyorum.

öyle işte

26 Eylül 2015 Cumartesi

Sünnet meselesi

Öldürülen 'teröristler' için, onlar sünnetli değildir, gibi bir açıklamada bulunan devlet erkanı tarafından 'yönetilmekte' olan bir memleket burası. Haliyle meselemiz cıssssss meselelerden. Bu nedenle mi? bilemiyorum... kimse sünnet konusunda iki cümle fikir belirtmiyor, hiç sorgu sual etmeden çocuğunun pipisini şak diye kestiriyor. Ucundan canııımm, azıcık...

Oğlum dokuz aylıkken mecburen gittiği kreşteki kötü alt değiştirme koşulları nedeniyle idrar yolu enfeksiyonu geçirmişti. Oğlumdan başka bir iki çocuk daha aynı kreşte aynı zamanda enfekte olmuştu. Biri acil doktoru olmak üzere,  gittiğimiz her doktor oğlum için hemen sünnet şart dedi.  O güne kadar sünnet meselesi hiç aklımın ucuna gelmeyen bir meseleydi, az biraz araştırınca oğluma sünnet yaptırmamaya karar verdim.

Beş yaş civarı pipisini kurcalayan evladım için,  sünnet zamanı gelmiş bunun diye söyleyenlere bir kafa atmamak için çok zor tuttum kendimi. Herkes pek biliyor sünnetin ne faydalı bir şart mesele olduğunu.

Şimdilerde  yedi yaşını bitiren oğlumun gündemine bulaşmaya başlıyor sünnet meselesi, arkadaşları sünnet şart diye diretince açıklamak icab ediyor. Neyse ki şart olmadığına ve isterse olabileceğine ikna oldu. Arkadaşlarıyla da bu meseleyi tartışmayacak. Lakin çok hassas olan toplumumuzda hassasiyetler bazen insan doğrar, bazen de yakarken bi hassas velinin oğluma zarar vermesini istemem değil mi? Cehennem, günah, şeytan falan diye tutturan arkadaşlara da diklenmeyecek oğlum. He dicek geçecek, işşallah tabi.

Ben muhafazakar bir çevrede büyüdüm. Sadece okulda değil, hayatımın her alanında sıkı sünni tedrisattan geçtim. Lakin on yedi yaşımda yavaştan  dinle bağlarımı bilinç düzeyinde terk ettim (bilinçaltımı bilemiyorum). Sünnetin dini yönü beni pek ilgilendirmiyor aslında ama, anam-babamla bağlarımı koparma, onları endişelendirme gibi bir isteğim olmadığı için sünni inancı yönünden de irdeledim konuyu. Zaten adı üstünde SÜNNET. Yapman farz değil yani, recommended.  Hatta, müslümanlık yeni bir din olarak, musevi toplum içerisinde yayılırken,  müslümanların  korunmak, ayrımcılığa uğramamak (yeni din tabi, çaktırmamak lazım)  için erkek sünnetini yaptıklarına dair görüşler var.  Neyse bunu dinen açıklamaya çabalamak  zor tabi ( hele benim gibi inanç-din ile ilişiği olmayan biri için) Türkçe vikipediye göre:
Müslümanların kutsal kitabında sünnetle ilgili herhangi bir ifade yer almaz, ayrıca İslamiyet'in ilk yıllarında sünnet tartışma konusu da olmamıştır. Bu sıralarda Arapların kadın ve erkek sünnetini ne oranda uyguladıkları bilinmemektedir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu erkek sünnetini, Afrika'daki inananların büyük bir kısmı ise kadın ve erkek sünnetini dinen gerekli görürler. Sünnetin Müslümanlar tarafından gelenekselleştirilmesinin 9. yüzyılda İslam'a dönen Yahudi asıllıların beraberlerinde kendi dinlerinin inançlarını İslam'a taşıması anlamına gelen İsrailiyyat ile olduğu sanılmaktadır. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Erkek_s%C3%BCnneti )
Sünnet çocuk açısından nasıl bişey?  Her şeyden önce, çocuğun rızası olmadan  bedenine yapılan bir işlem ve bu insan/çocuk haklarına aykırı. Çocuğun psikolojisine etkisi çok  büyük ve bazı durumlarda iyileştirilemez ruhsal bozukluklar yaratıyor.

Çocuk bedenini  keşfederken, cinsel hazzı anlamaya başladığında (pipişle oynadığında) çok bilenler tarafından sünnet zamanı gelmiş  deniliyor. Yani sünnet bildiğin cinsellik köreltici, bireyin cinsellikten  korkması için yapılan bir işlem. Çoook eski zamanlarda bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılması anlaşılabilir. Amma ve lakin yıl 2015 ve insanlığın geliştirdiği, bireyi sakatlamayan başka doğum kontrol yöntemleri var.

Tıbbi, daha doğrusu istatistiki açıdan sünnetin bazı yararları olduğu söyleniyor,  zararları ise  kesin gibi. Sünnet derisi ne işe yarar diye googleladığımda, penis başını koruduğunu ve cinsel hisse/hazza katkısı olduğunu öğrendim (kaynak :  http://www.betterhealth.vic.gov.au/bhcv2/bhcarticles.nsf/pages/Circumcision  ).
Sünnet ile evladınızın cinsel hayatını oldukça riske atıyorsunuz yani.

Yararını sorarsanız.
*İdrar yolu enfeksiyonu riskini azalttığı söyleniyor ama bu sadece küçük bir olasılık ve istatistikleri neye göre hangi toplumdan aldıkları belli değil. Düzgün hijyenik koşullarda sünnetli sünnetsiz kişilerin enfeksiyona yakalanma olasılıkları aynı!
* Cinsel yolla bulaşan hastalıkları azalttığı söyleniyor ( doğru dürüst örnekleme yapılmış olan  istatistik bile yok). Hiv gibi virüslerin sünnet derisinde daha iyi barınabileceği  yönünde görüşler var. Bu mudur sizi ikna eden şey?  Güvenli cinsel birliktelikle risk %0,xx 'a inebiliyor unutmayın. Çocuğunuza güvenli yap o işleri evladım diyebilirsiniz. Sünnet kesin çözüm asla değil.
kaynak isterseniz: http://www.betterhealth.vic.gov.au/bhcv2/bhcarticles.nsf/pages/Circumcision
*Penis kanserine yakalanma oranını azalttığı söylenmektedir. Ancak neredeyse hiçbir erkeğin sünnet olmadığı Japonya, Norveç, Finlandiya ve Danimarka'nın toplamındaki penis kanseri vakası sayısı, içerisinde büyük miktarda sünnetli barındıran, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ndeki penis kanseri vakası sayısından daha az.

Objektif ve oldukça kapsamlı bır yazı isterseniz: http://www.evrimagaci.org/makale/330

Yukarıdaki linkten alıntılıyorum:

Haziran 1999 yılında BJU International dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, sünnetli insanlarda, sünnetsiz insanlara göre:
 
- Penis yaralanmasının %33 daha fazla,
- Ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin %27 daha fazla,
- Eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun %16 daha fazla,
- Ereksiyon sonrası kanamanın %17 daha fazla,
 
olduğu tespit edilmiştir. Aynı araştırma, psikolojik durumu da içermektedir. Yapılan bu araştırmada, sünnetli erkeklerin sünntesizlere göre:
 
- Yaralı gibi hissetme oranlarının %60 daha fazla,
- Kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksinin %50 daha fazla,
- Genital güvensizliğin %55 daha fazla,
- Öfkenin %52 daha fazla,
- Depresyonun %59 daha fazla,
- Saldırganlığın %46 daha fazla,
- Aileye ihanetin %30 daha fazla,



Eminim size de doktorlar sünnet çok faydalı diye anlatıyorlar. Sanıyorum ki Türkiye'de verilen tıp eğitimi böyle. 

Sünnet kararı vermeden bir kere daha düşünün!


* Çocuğunuzu fiziksel olarak sakat bırakabilirsiniz.
*Sünnet, anestezi altında yapılan  bildiğin operasyon. Acı çekecek çocuk
*Evrim/ Allah/Tanrı/ Tabiat ana... adına ne derseniz artık,  faydalı görmüş ki  koymuş o deriyi çocuğunuzun pipişine. Ne gerek var onu kesmeye şimdi?
*Çocuğunuz büyüdüğünde sevişse de tam hazzı yakalayamama, erken boşalma  gibi riskler var
*Çocuğunuzun cinsel hayatı problemli olabilir. Yoksa torun sahibi olmak istemiyor musunuz?
*Sünnet çocuğunuzun rızası olan bir şey değil. Kendi çocuğunuzun hakkını gasp ediyorsunuz.
Sünnetin zararlarına dair  çok şey var. Bakmak isterseniz:   http://www.intactamerica.org/resources/decision



Türkiyede bu konuyla ilgili bir kitaplar çıkmış. Ben okumadım ama, benim dediklerime ikna değilseniz alıp okuyabilirsiniz:  http://www.idefix.com/kitap/sunnet-nil-gun/tanim.asp?sid=U0R11Q8P062MOOLXIW0X

http://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/saglik/sunnet-sunnetle-ilgili-yalanlar-ve-gercekler/comment-page-8/

bildiğim kadarıyla oldu da bitti maşallah sünnetin antropolojik ve tarihsel  yanıyla daha ilgili bir kitap: http://www.dr.com.tr/kitap/oldu-da-bitti-masallah/kaan-goktas/arastirma-tarih/sosyoloji/urunno=0000000443851

Unutmayın,  Her yıl on üç milyondan fazla erkek ve üç milyondan fazla kız çocuğu sünnet edilmekte. Kız sünneti size çok korkunç geliyor değil mi? Peki neden oğlunuzu sünnet ettiriyorsunuz?


16 Mart 2015 Pazartesi

yine okul meselesi

Okulların erken kayıt dönemleri geldi çattı. Özel okullar bir tuhaf. Bizim okul direk öğretmeniaraya sokuyor çocuk yeniden kaydettirilip okula devam etsin diye. Öğretmenimiz aradı. Günde en az on sayfa ödev veren hep daha, hep daha diyen, beni daraltan öğretmenimiz. Dedim konuşmamız lazım. Geçen hafta henüz birinci sınıfın ikinci dönemindeyken sınıftan attığınız şımarık oğlum hakkında konuşmalıyız. Apar topar görüştük örtmenimizle. Dedik demedik demeyin! Bu sorgusuz sualsiz garabet toplumdaki ayileler sınavlarda üstün başarı gösterecek, asker evlatlar istiyor. Benim gibi arafın ucuna sıkışmış bi veli de öğretmenlerin bi tuhafına gidiyor. Neyse derdim çok da , nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bu okulun artısı da eksisi de var. İyi diye parayı basıp çocuğu istanbol trafiğinde telef etmeyeceğime göre bu kuytuda kalmış okulla devm edeceğiz. Hem çocuğum okulda sıkılsa, sınıftan atılsa da örtmenlerini ve arkadaşlarını seviyor. Okula yürüyerek gidiyor.

Ne diyordum ben ya? Erken kayıt. Beni daha önce gürüştüğüm zincir zincir etrafımızı saran okullar zırt pırt arayıp duruyor. Sanki kredi kartı satıyorlar. Ya da patates satıyorlar. Bir müşteri temsilcisi yapışıp kalıyor kulağıma. Ne biçim iş be... eğitim neden şart. Bomboş ödlek nesiller için şart. Memlekette bunca garabet üniversite isimli kurumlara gidecek çocukların nca böyle saçma bir tedrisattan geçmeleri lazım da ondan şart. Erkin Koray'n evladı büyümüştür. Okula göndermediydi ayilesi. Şimdi nasıl bir çocuk acep kendisi?
Tabi ben E. Koray gibi bir şey yapamam. Bütün gün kukuman kuşu gibi çocuk eylesem ne bana ne evlada bi faydası olur bu işin.

Eğitim sistemi gerçekten çok ama çok feci. Bu sistemin içine düşmüş biz saçma velilerin ve zavalllı çocukların işi iki ucu boklu değnek.

20 Ocak 2015 Salı

başarısızlığımın hikayesi

Hayatta en tiskindiğim şey "başarı hikayeleri" yemin ediyorum. Biri bişey yapıyor ( misal konser veriyor, kitap yazıyor, üfürükten bi merkez açıyor falan filan) hemen bi jan-janlı özgeçmiş:
en süper liseden mezun oldu, en süper üniversiteye gitti, en süper yüksek lisansı yaptı, sonra bak okadar çok çok süper bi insan ki, ahan da bu kitabı yazdı, filim çekti, jazzz sanatı icracısı oldu vesaire vesaire.  İçim bunalıyor başarı hikayelerinden yemin ediyorum.

4 Ocak 2015 Pazar

yağ satarım-bal satarım hayat tüket diyor ben satarım!

Kadıköy'e işim düştü. Dolanırken önce greenpeace'ci sonra uniceff'ci sonra da  WWF'ci gençlerin markajına alındım. Eskiden nezaket gereği dinlerdim ama dinleyecek durumda değilim*.
Nazik bir günüm de de olmadığım için tepki bile vermeden yürüyüp gittim yanlarından. Sonra daha başka bir sokakta  greenpeace'ci bi genç yanaştı. Sesini inceltip gülümsedi "atfedersiniz canım çok sıkkın, biraz bana vakit ayırabilir misiniz" dedi.  çocuk dünyanın öte tarafında yaşadığı için  15 senedir göremediğim, çok  sevdiğim bi arkadaşıma benziyordu. Boynuna sarılmak istedim ama tepkisizce uzaklaştım çocuğun yanından. Sonra sokaklarda ağlamaya başladım.

Eve gitmek için otobüse bindim. Eve yakın durakta indim. Yolumun üzerinde migros var. Migrosun önünde sarışın, orta yaşını geçmiş, zayıf, makyajlı, iyi Türkçe ile konuşan bi kadın, engelliler için olduğunu söylediği  dergileri satar.  Ben de bu konuda da  müzmin keskin fikirleri olan biri olarak kadının eylemine gıcık olurum. Engellilerin görünür olması için daha başka işlere harcasa-k kıymetli vaktini, vaktimizi? falan diye iç geçirerek, kadına yaklaşmamak gayreti içinde  yürümeye devam ettim.

Eve iyice yaklaşmıştım ki, yan apartmanda oturan bi komşuyu gördüm. Benim veletten bi yaş küçük velediyle yürüyordu. Konuşmaya başladık. Komşum bana tupperware'in ne mucize bişey olduğunu on senedir kullandığını anlattı. tupperware  satmaya başlamış. Ayrılırken tamam bi ara bakarım falan dedim ama eve varana kadar iyice sinirim bozuldu.  Herkes bi şeyler satmaya çalışıyor. Manevi ne kalmışsa içi bomboş edilip al bunu tüket deniliyor. İnsanlar da ne yapsın? Düzen bu,  aç mı kalsınlar? Elbet satmaya ve karınlarını doyurmaya mecburlar, mecburuz? İyi de bu saçmalığa  daha ne kadar dayanılacak!



*Maddi manevi destek de vermişliğim vardır. Amma ve lakin bu yapılara ilişkin keskin ve can sıkıcı fikirlerim var. Ama durup da bu örgütlerle uğraşmak da müzmin ve yobaz muhalefete dahil olmak olur. Ayrıca beğenmiyorsan,  daha iyisini yeşertmeye çalış demi? Ama yeşil sadece paranın rengi olmamalı!


19 Aralık 2014 Cuma

YO!ga

Ben yoga yapıyorum... bazen, ihtiyaç duyduğumda. Nasıl yapılması gerektiğine dair bir iki eğitimciden ders almıştım. Şimdi boynumda fıtıklar  var ve sırtımda  omurgamdaki eğrilikten ve hayatın beni bükmesinden dolayı çok ağrı var. Yoga iyi geliyor. Kendimce kendi kendime yapıyorum. Ama "yoga"ya gıcık oluyorum.
Yoga sistemin yarattığı deliklere, deşiklere, tahribata ilaç gibi kullanılıyor. Doğu  insanlığının kendince bulduğu yoga-meditasyon vs gibi yöntemler batı insafsızlığınca patent altına alınıp kendi boktan sistemlerinin insanda yarattığı tahribatı gidermek çin yama olarak kullanılıyor. Ve bu insaflı şeyler meta haline getirilip bildiğin pazarlanıyor. İnsanlarda manevi ne kalmışsa pazara çıkıyor.
Bundan kelli sinir oluyorum yoga denilen bugün uygulandığı biçimiyle bu safsataya.

İstanbul'da bi alışveriş merkezinde ( açık havalı olan AVMlerden  adı da meydan avm)  dolaşıyordum. Bi stand vardı. Amcanın biri giymiş gocuğunu meditasyon falan dedi. Ayaküstü meditasyon yaptırcak AVM de, benim gibi aklı-başı dolu savruk tiplere.  Yok-mok dicektim ama direk olaya girdi amca ( amca diyorum ama aslında ben de teyzeyim, itiraf edeyim ). sağ elini kalbine koy dedi. Solu sağı karıştıran cinstenim ben ve sol elimi kalbime koydum. Hemen atarlandı amca, sağ olacak diye diretti. ıscacık cebimden çıkardım sağ elimi kalbime koydum. " kendimi ve herkesi seviyorum, kendimi affediyorum, herkesi affediyorum " dedirtti 5 kere . Sonra elimi ( sağ olanını gene) ,  kafamın üstüne koydurdu elin sıcakmı soğukmu dedi. Sıcaktı elim tabi, montumun sıcacık cebinden çıkmıştı 1 dakka önce. Dedi 5 kere daha de! kendimi, herkesi affediyorum, dedim. Sora el ısısını sordu ... neysem 5. tekrardan sonra doğal olrak soğuk havanın ve elimdeki kan dolaşımının azalması ( elim kafamın tepesinde duruyor) nedenli elim buz kesti. Heh dedi amca Bak palavra atmıyoruz, bak ben de inanmazdım falan dedi.  Aydınlanmışım o an ,  amca öyle dedi. Neyse broşür verdi, ara bizi gel dedi . Şimdi broşür elimde ve web sitelerine girdim. İnanılmaz bi site. Meta haline getirmenin de bi kuralı olsa keşke bu yoga, meditasyon denilen müesseseyi.  Rezalet.  Çeşitli diyetler, astrolojik uydurmalar. Einstein bilem var sitede. Nedense hep insanoğlu diye başlıyor cümleler amma hep kadınları çevirdiydi bu amca?

Bilimsel ispatlar kısmı da şahane!

Stresle başetme yöntemleri , kilo verme yöntemleri yok yok yani...Aydınlanmayan ne olsun?

Bu arada ben meditasyon yoga denilen naneden çok hoşlanıyorum, yanlış anlaşılmasın. Bu aralar 20 sene önce tanıştığım "krishnamurti" nin felsefe kitaplarına dönüp bakıyorum.  Hayatı, kendini  değiştirmeye istekli her kim var ise krishnamurti nin sorularını düşünmesi gerekli gibi geliyo bana...

http://en.wikipedia.org/wiki/Jiddu_Krishnamurti


Hernevi otorite red edilmeden bi cacık olmucak bu dünyada. Olan cacıklarda da insanlık* denilen şey kıyılmış hıyar olacak. Cacığı da otorite hüpletecek.

*insanlık lafı da çok sorunlu ama anlayın siz onu...