Eve-barka, işe, aşa, çombalağa, bulaşığa, çamaşıra yetişemiyorum dostlar. Kendime yetişmeye çabam bile yok. Bir kendimle kalamadım, yorgun gecelerde yaramı saramadım. Evde yalnızım lakin, ortalık topluyorum. Kapı zırladı. Dokuzda gel dediydim, dokuza bir varken geldi. Otamata bastım, tıpır tıpır çıktı merdivenleri. Ufacık tefecik, içi dolmuş da sesi çıkmayan gündelikçi. "Geç mi kaldım" dedi bana ilkin, kaşık kadar suratı endişeli. "yok tam zamanında geldin" deyiverince gülümsedi de kaşı gözü değişti.
Banyoda giydi çamaşır suyundan alacalanmış iş kıyafetini, başında ak yazmalı. Ötede beride duran süpürge-kova-çaput-sabunun yerini gösterdim. Bir besmele çekti de koyuldu işe. Ben mutfakta titizleniyorum. İki ara verdik, biri kave, biri aş arası.
İşsiz kocası şimdi güvenlik işindeymiş. Şu an, on ikisindeki kızı, iki buçukluğundaki oğlan kardeşiyle ilgilenirmiş. Benim oğlanı sordu. Çalışınca ev işi nasıl aksıyor, çoluk çombalak ihmal ediliyor diye konuştuk, ortak bir meselemiz tabi. Dedim, bileğim ağrıyor, belim boynum fıtıklı da yetişemez oldum. Yüzüme baktı, dedi: beni çağırsan? ekmek param, ihtiyacım var, hem oğlana ufak gelenleri de verirsin.
Telefonu zırladı. Kısık sesle, eğildi de öte odaya gitti. Kızıyla konuştu, yumurtasını yağda yap kardeşinin dedi. Sonra oğlanla konuştu, benim oğlana ettiğim laflardan söylendi: bebeğim, afferin benim oğluma ....
İliklerim mi eridi?
Evişine birilerini çağırdığımda içim sıkılır benim. İki arada bir derede kalırım...
Sonra en iyisi der, kendim girişirim. Sonra ...
Ahh ak yazmalı Meryem, buğulu gözlerine kurban olduğum. Kiraz dudaklarından çıkan besmeledir bu dünyada bir tek tertemiz kalan. Söyle MEryem, ne işimiz var bizim bu dünyada?