Çocuk ilkokula başladı. Çok da heves ederek başladı okula. Hatta ilk günden okulun kapısından beni yollamaya ve sen gelme ben hallederim gibi cümleler kurarak başladı. Çok hevesli okumaya ve yazmaya. Biraz farklı bir çocuk, her çocuk gibi öbürlerine benzemeyen yanları var. Pırıl pırıl lök gibi algıya açık ve öğrenmeye istekli bir zihin kendisi. Oldukça hareketli bir çocuk. Her söylenilen sözün, isteğin, emrin nedenini anlamak ister. İşte en büyük "hatası" da bu. İkna olmadan bir şeyi yapmaz. İkna olduğunda ise mutlak yapar. Kurallara gerçekten uyar. Diş fırçalamadan uyuyamaz örneğin. İknadır çünkü o dişler fırçalanacak. Unuttum bir de yaşıtlarından ayırdedilebilir derecede harakeli. Bu nedenle cimnastik gibi derslere gitti üşenmeden 4 yaşından beri. Üşenmez böyle şeylere.
Neyse çocuğu devlet okulundan hallice, tamgün ve etüdlü kendi halinde bi özel okula yazdırdım. Gayet de mutlu mesut gidiyoruz okula. Lakin anaokulunda hiç yapmadığı şey, eşya unuttu iki gün. Bir an önce okuldan çıkmak istiyor. Anaokulunda hiç ödev yap demediğim, kendi haldır haldır çiziklerini çizen çocuk, ödev deyince yok ödev falan boşver diyor. Nasıldı okul değince aman boşevr niye hep okul soruyon diyor. Neyse diyorum sorunsuz, heyecanla gidiyor her sabah.
İlk okulda bir hafta henüz bitmişti
Cuma günü okul bitişi öğretmenine gülümsedim. Bi veliye ödev anlatıyor. Sanki bütün veliler ordaymış gibi uzun uzun anlatıyor. Ben de dinleyeyim diye yanına yanaştım. KAdın şöyle ters ters baktı bana. Yılların öğretmeni belliki. Ödevleri anlattı sonra kim için geldiğimi sordu. O fena çocuğun annesi olmama çok şaşırdı. Şöyle bi baştan sona süzdü beni. Belli tıfıl buldu beni de başladı içindekini üstüme boca etmeye:
Aman efendim ne fena bir çocukmuş?: Daha kalem tutmayı bilmiyor, boyama falan yapamıyormuş. Nasıl çizgi çizermiş. Zaten de hiç çizmiyormuş. Hiç bir eşyasını toplamıyor, beslenme diye koyduğum üzümleri yerlere saçıyor, sonra yıkayıp önüne koyunca gene yere atıyormuş. Asla boyama yapamıyor bi çizgi çizemiyormuş. Anaokuluna nereye göndermişiz? KEndi çalıştığı kurumun anaokulundan değilde başka anaokulundan geldiğinin farkında örtmenimiz başladı bizim anaokuluna söylenmeye buranın anaokulundan gelenler süper boyamalar yapıyor ve süper çiziktiriyormuş. Herşeyleri dörtdörtlükmüş. Ama başka anaokulundan gelen benim oğlan en fena ve becerisiz, oğlumun en sevdiği arkadaşı becerisiz de olsa yapmaya çalışıyormuş.
Tabi ben şok yaşadım. oğlanın 2.5 yaşından beri kreşe gittiğini boyamaları o yaşlarda yaptığı , anaokulunda çok çiziktirdiği için sıkılmış olabileceğini ve buna tepki olarak bu şekilde davranmış olabileceğini söylemeye çalışırken, örtmen lafları tıktı ağzıma . Aman efendim ne biçim anaokuluna göndermişiz boyama bile yaptırmamışlar ... ve aynen şu cümleyi kurdu " benim çocuğum da 2.5 yaşında kreşe gitti ama sonra üniversiteler de kazandı". Bu şoku atlatamayıp daha ağzımı açmadım tabi. sonra ikinci fena çocuğun annesi araya girdi yumuşatmaya çalışıp bu çocuklar sadece farklı ....
biz neler yapabiliriz dedi. 40 dakaka evde oturtup çiziktirin ve 10 dakka ara verin sonra bi 40 dakka daha ... dedi. Eşyalarını kendi toplasın falan dedi ( oğlum poposundaki kakayı temizleme de dahil her işi kendi yapar ve oyuncaklarını falan toplar. Hergün de kendi giyer giysilerini). Neyse bu şekilde örtmenimizle tanışmış oldum.
Çocuğumla konuştum ve anladım ki ilkokulda anaokulundan farklı olmalıydı ve boyama gibi sıkıcı bir iş yapılması gereksizdi. Bir an önce okuma yazma öğrenilmeliydi. Çiziktirme zaten hep yapmıştı ve ne ilgisi vardı okumayla yazmayla? Öğretmenine bu işlerin sıkıcı olduğunu iletmişti ama örtmen anlamamıştı onun sıkıldığını bu nedenle boyanacak yerlerin üstünü itinayla siyah boyayla karalıyordu ve çiziktirmeleri dışına taşırıp silmiyordu. Evet özellikle yapıyorum çünkü istemiyorum bunlar lazım değil dedi.
Ona bu çiziktirme işlerini yapmadan okuma ve yazma öğrenilemeyeceğini anlattım el yazısındaki şekilleri göstrerek. Boyamanında yazmaya faydalı olacağını falan söyledim. İkna oldu. Sonra ödevlere baktım abartmıyorum 24 sayfa kıvrıklı çizikler ve saçma sapan bıyamalar vardı. ve hayatbilgisinden başka bi ödev. Dediği gibi üç tane 40 dakka çocuğum oturup ödevleri yapmaktan helak oldu. Ama 16. sayfada çocuğun " keşke kreşe gidiyor olsam" demesiyle kendime geldim. ve bu işe bir son verdim. Çocuğa ceza gibi okul sonrası bukadar ödev yaptırmak okul algısını nasıl etkiler?
Benim ilkokuldan tek beklentim: Çocuğun eğitim hayatından keyif alıp kendi yolunu bulmasına destek olmasıydı. Şimdi bu 20 çocukla bi sınıfta çıldırıp gelip bana kusan bu örtmenle ilişkimiz nasıl olacak?
Öğretmeni anlamak mümkün: Gelmiş elli-atmış yaşına mecburiyetten ( kreşlerde okuyup da üniversite kazanma becerisini göstermiş kızını okutmak için muhtemel ki) bu 20 çocuklu sınıfta örtmenlik yapıyor 3 kuruşa. İstiyor ki her çocuk mum olsun denileni yapsın. Benim oğlan gibi garabet çocukla mı uğraşacak. Sınıftaki 2 çocuk dışında hepsi süper süper çocuklarmış zira. Onları da bozacakmış bunlar...
İyi de bu durumun acısı benim ufacık pırıl pırıl çocuğumdan ve oğlumun en sevdiği ve benim tanıdığım en yaratıcı çocuktan mı çıkacak?
Evet dünyanın ve memleketin hali fena büssürü çocuk ölürken benim derdime bakınız. Kendi "şımarık" çocuğumun derdindeyim. Aslında derdinde olduğum şey tam da bu halimiz. Mum gibi yapılıp tornadan geçirilmiş aynılaştırılmış , gösterilenden farklı düşünme gibi bir derdi olmayan çocukların büyüdüğü bir yerde memleketin ve dünyanın hali nasıl bundan farklı olabilir ki?
Neyse düşe yazıyorum işte ben, adım üstümde. Düşmeden ve düşürmeden ayağa kalkıp düşleri öldürmeden hayata devam etmek lazım. Ama nasıl? Deneyeceğim...
Not: Benim oğlum örtmenle aramızda geçen konuşmayı duymadı. Ama malesef en sevdiği arkadaşı bir kısmını duymuş, çünkü bu garabet konuşma okulun bahçesinde gerçekleşti. Ve pırlanta gibi zihili yaratıcı çocuk şu an suçluluk duymaktaymış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder